Büyüklük

Roman, Hikaye ve Tiyatro ve Sinema Üzerine

Bunlar bir yönüyle müstakil, bir yönüyle de birbirine bağlı konulardır. Zaten biz de, bu konuların kendilerinden değil, onlarla ilgili bakış açımızdan bahsedeceğiz. Roman, hikaye, tiyatro ve sinema, Batı'ya göre bizde çok geridir. Bunda, önceleri İslâm'ın bu mevzudaki tavrı rol oynasa bile, bize âit ihmalin rolü daha büyük olmuştur. Burada İslâm'ın tavrı' ifadesini bilhassa kullanıyorum. Zira, bu konularla ilgili İslâm'ın kesin yasağı söz konusu değildir. Ancak açık-kapalı bazı ifadelerden, karşı bir tavır sezmek de mümkündür.

Bir kere bu türlü konular üzerinde fikir ve yorum yapılıp, mülahaza yürütülürken ifrat ve tefritten azami ölçüde kaçınılmalıdır. Bu prensip, söz konusu ettiğimiz hususlar için de aynen geçerlidir. edebiyatımızın büyük ustalarından Cemil Meriç, biraz da ifrata varan ölçüde roman ve hikayeye karşı daima tavır almıştır. Ben şahsen edebiyatçılarımız arasında onun kadar bu konulara karşı tavır alan bir başkasını tanımıyorum.. Bedîüzzaman Hazretleri ise roman ve hikaye hakkındaki kanaatini 'ölü hayat veremez' esprisiyle vecizelendirmiştir. Ne var ki onun, sadece bu sözünü ele alarak hüküm verirsek değerlendirmemiz eksik olacağından, vereceğimiz hüküm de yanlış olur. Bununla şunu arzetmek istiyorum: Bedîüzzaman ve ondan önceki pek çok İslâm âlimi, düşünce ve fikirlerini istiâre-i temsiliye yoluyla anlatmışlar ve kitaplarında bu manâya gelen hikayelere yer vermişlerdir. İstiâre-i temsiliyelerin ise öz bakımından hikaye ve romanlardan farkı yoktur. Öyleyse, roman ve hikayeleri, buna bağlı olarak tiyatro ve sinema türü eserleri bir çırpıda alıp atmak ve onlara 'yasaktır' etiketi yapıştırmak da doğru bir davranış olmasa gerek. Durum böyle olunca, bunların olup olmamaları gerektiğinden daha çok, üzerinde durulması gereken husus, bunların ihtiva ettikleri konuların neler olup neler olmaması gerektiği hususudur.

Bâtılı tasvirin tecviz edilmemesi gerektiği, herkesin ittifakla kabul edeceği bir meseledir. Ayrıca bunlarda İslâm'ın kesin haram dediği mes'eleleri terviç veya teşvik manâsına gelecek her türlü tasvir, anlatış ve görüntüleme de kesinlikle kabul edilemez.

Yoksa temelde ne romana, ne hikayeye, ne de diğerlerine karşı çıkma doğru değildir. İster Kur'ân'da anlatılan kıssalar ve temsîlî tablolar, isterse Efendimize (sallallâhu aleyhi ve sellem) âit konuyla ilgili yüzlerce, binlerce beyân ve ifadeler zannederim bu konuda orta yolu bulmada, bizim için yeterli delil ve yol gösterici rehber sayılabilir.

Bununla beraber, 'eşya misliyle temsil edilir' hakikatini de unutmamak gerekir. Onun için de İslâm âleminin büyük ve yüce tanıdığı kimseler bence temsil edilmemelidir. Peygamberler, büyük sahabeler ve bu çerçeve içinde birinci derecede değerlendirilmeleri gereken kişilerdir. Değişik şekilde onları da ifade edebilme imkânlarının söz konusu olduğu günümüzde, artık onları anlatmada müşahhas şekiller kullanma zorunluluğundan da bahsedilemez... Teknik imkânlar kullanılarak ışık ve renk oyunlarıyla çok rahatlıkla ifade edilmek istenen meseleler pek alâ dile getirilebilir. Ve zannederim böylesi hem daha doğru hem de daha tesirli olur. Zaten günümüzde müşahhastan tekrar mücerrede doğru bir kayış gözlenmektedir ki, böylesinin, İslâm'ın rûhuna daha uygun düşeceği münakaşa götürmez bir gerçektir...

Bu Sayfayı Sitenizde İktibas Edin

Sitenizde bu yazıya link vermek için aşağıdaki metni kopyalayıp, sitenizde yazı gövdesine yapıştırın.



Önizleme:




Bu sayfayı ekle
Digg! Reddit! Del.icio.us! Google! Live! Facebook! StumbleUpon! Twitter!



Bu kategorideki eskiler: