Günümüzde insanlar arasında televizyona çıkma fantezisi başladı. 'Falan adam çıktı ben de çıkayım, bana da bir imkân versinler ben de konuşayım..' düşünceleriyle hareket edilmekte ve bu durum, din adına yapılan tartışmalarda birçok hataların işlenmesine sebebiyet vermektedir. Bütün bunlar karşısında bazen: 'Keşke ilmî münazaranın âfeti mevzuu bir kitap halinde işlense.' diye düşünürüm.
Doğrusu, milyonlarca insan karşısında bu duygularla hareket edip, İslâm'ı müdafaaya kalkışan insanların falsolarını, bilgisizliklerini gördükçe kahrımdan iki büklüm oluyorum. Bazıları dinin ruhundan uzak, kulak tırmalayıcı ifadeleriyle dini sevdirme yerine nefret ettiriyorlar ve dine karşı itimadı sarsıyorlar. Bu itibarla da, günümüz ilahiyatçılarına büyük bir görev düştüğüne inanıyorum. Tabii her şeyden evvel, ilahiyatçıların kendilerini iyi yetiştirmeleri gerektiği kanaatindeyim.
Ardından bilinen şeylerin hayata taşınması gelir. Bu, halk nazarında onları başka bir biçimde büyültecek ve yapılan tebliğ, irşat faaliyetlerini daha müessir hale getirecektir. Böylece ilahiyatçılar deniz üzerinde birer can kurtaran simit vazifesi görecek, çeşitli tehlikeler karşısında kendileri emin olmakla beraber, kendilerine sarılan insanların da batmasını önleyeceklerdir. Ancak bunun, günün imkânlarıyla mücehhez, iyi bir eğitim görmüş ilahiyâtçılarla mümkün olabileceği kanaatindeyim.
Bu Sayfayı Sitenizde İktibas Edin